07 Aralık 2009 Pazartesi
10.000'incimizin kupası
05 Aralık 2009 Cumartesi
Sorunun cevabı

Dünkü soruya nedense kimse cevab veremedi. Neyse ben yazayım cevabı.
Her miktarı ödeyeceğimizden hepsine tek tek bakarak ilerleyelim;
1 altın - yeni kese (1. kesede 1 altın var)
2 altın - yeni kese (2. kesede 2 altın var)
3 altın - 1.kese + 2. kese
4 altın - yeni kese (3. kesede 4 altın var)
5 altın - 1. kese + 3. kese
6 altın - 2. kese + 3. kese
7 altın - 1. kese + 2. kese + 3. kese
8 altın - yeni kese(4. kesede 8 altın var)
9 altın - 1. kese + 4. kese
10 altın (2. kese + 4. kese)
*
*
*
*
15 altın 1.+2.+3.+4. keseler
16 altın - yeni kese(5. kesede altın var)
dikkat edilirse keselerdeki altın miktarlarındaki ilişki görülebilir:
1. kese 2^0 = 1 altın
2. kese 2^1 = 2 altın
3. kese 2^2 = 4 altın
4. kese 2^3 = 8 altın
5. kese 2^4 = 16 altın
*
*
*
9. kese 2^8 = 256 altın
ilk 9 kese de toplam 511 altınımız var 10. keseye de 1000-511 = 489 altın kalır.
Bu 10 kese ile tüccar hesap ne olursa olsun keseleri açmadan ödeme yapabilir.
04 Aralık 2009 Cuma
Bir zeka sorusu

Tüccarın biri size geliyor ve diyor ki ; benim 1000 altınım var. Sınırsız on tane de kesem var. Benim altınlarımı öyle şekilde yerleştir ki bu keselere, ben alışverişe gittiğimde hesap ne olursa olsun altınları keselerden çıkarmadan ödeme yapabileyim. Misal ; 156 altın tuttu hesap 6 tane 25 lik kesem 3 tane de 2 lik kesem varmış ve ben hesabı öyle ödemişim. Hadi bakalım cevabı yarın...
27 Kasım 2009 Cuma
Bayram Fizyolojisi
Aldığımız bayram harçlıklarına sevindiğimiz yıllardı.Küçüklük yıllarımızdı yani o zamanlar. Uzaktaki akrabalar ziyaret edilir,bolca bir el öpme faslından geçilirdi. Bir de bizim yetişemediğimiz kartpostal yılları var tabi. Kartpostaldı,telefonla kutlamaydı derken olayı çığırından çıkardık, SMS olayına girdik.Neymiş efendim "..Bayramlar berekettir, umuttur, özlemdir. Yarınlar niyettir...." gibi mesajları, telefon rehberinde yer alan herkese göndermeye başladığımız çağ başladı.Hala süre gelen bu devrede, sağol senin de kutlu olsun desen de bu bahsi geçen kalıp mesajın bir daha alındığı durumlar bendeniz tarafından tecrübe edinilmiştir.Tabi beterin beteri varmış meğerse, sen misin cep telefonundan gelen kalıplaşmış mesajlara kızan! Al işte facebook da çıktı , elde avuçta kalan mertlik de tamamen bozuldu.Artık 'ne düşünüyorsun? ' kısmına ,"bayramınız kutlu olsun"u düşünüyorum yetisi de kazandık.Artık devamında daha ne görürüz kestiremiyor,el öpenleriniz çok olsun(!) diyor ve kaçıyorum =)
10 Kasım 2009 Salı
09 Kasım 2009 Pazartesi
Pfffv
05 Kasım 2009 Perşembe
November Vth
03 Kasım 2009 Salı
Misafir

Türk kültüründe yeri başkadır misafirin. Evlerde salon denmez de misafir odası denir mesela. Misafirperverlik başta gelir gelenek göreneklerde.
Ne yalan söyleyeyim ben hazzetmem misafirden. Çocukluktan beri hem de. Çocukken en büyük eğlencem haftasonları erken kalkıp çizgi film seyretmekti. Ama misafir gelince tv olan odada yatar ve kesinlikle benden çok sonra kalkardı. En büyük zevkim de yalan olurdu böylece. Büyüdük öğrenci olduk kendi evimize çıktık ama hala bela bana misafir. Öğrenci evinde kalanlar bilir. 3-4 arkadaş ortak çıkmışsanız evinizde her akşam mutlaka +1 birisi olur. Ki bu iyi ihtimaldir. Genelde 2 yi 3 ü rahat bulur. Çünkü birinin orda olduğunu duyan başkaları da gelir. Bunlar genelde yurtta kalan halinden memnun olmayan, sap, boşluktan canı sıkılan adamlardır. Yani ev sahipliğinden anlamazlar bu sebepten empati kuramazlar. Öyle olunca evin diğer sakinleri için işkence olurlar. Elleri boş gelirler, yerler içerler, yatıp uyumayı bilmezler, toplamak adetleri değildir. Genel düşünce yahu ayda yılda bir kere geliyorum arkadaşımın evine o kadar hukukumuz olsun. Ama bilmedikleri şey ; eve gelen tek "misafir" o değildir. Belki de bir önceki; o girmeden hemen önce çıkmıştır evden. Ayrıca tamam arkadaşının evine geliyorsun da o ev sadece arkadaşının değil ki. Neyse bir sinir yazdım bunu çünkü hakkaten sinirlendim.
Son olarak edebiyle adabıyla misafirlik yapacaklara her zaman kapımız açık. Ama burası yol geçen hanı değil. İnsan yaşıyor insan...
31 Ekim 2009 Cumartesi
MİMAR SİNAN
Zaman ile konuşmayı seven insan,Mimar Sinan.Geçmişle de gelecekle de, kıvrak zekasıyla muhabbettedir hep.Eserleri incelendiğinde,hep mesajlarla olduğunu görüp,Mimar Sinan’a bir kez daha hayranlık duymamak elde değil.Yaşadığı 98 yılda ,447 eser vermiş .Bunlardan birçoğu kendisinin ne kadar dolaşasa da vazgeçemediği yerde, pergelin sabit ayağı olarak gördüğü İstanbul’da yeralır.80 yaşında yaptığı ,ustalık eserim dediği Selimiye Camii’yse Edirne’dedir.Mimar Sinan’a hayranlığım işte bu kentte başlar benim.Şehrin her tarafından görülecek şekilde inşa edilen Selimiye,yapımında hala tartışmaları süren çok katlı integral hesaplamaları kullanılan devasal kubbenin ağırlık merkezinin yıllardır ayakta kalışı takdire şayandır.Hurafeleri akılda kalmış ‘Ters Lale’ camii içinde aranırken, birçok gizli mesaj gözden kaçabilme tehlikesine düşer.Mimar Sinan,kullandığı kapı,minare,şerefe sayılarıyla ,geçmişle konuşurken, birçok şeyi temsil ederek bir şiir yazar orada.Sesin her yere yayıldığı bir plan,sıcak suyun yeri ısıttı kanallar,yakılan kandillerin is yapmaması için hava akımından faydalanarak oluşturduğu odacıklar ve bu odacıklarda biriken is’lerin yine hat sanatında kullanılmak üzere mürekkep olarak toplandığı bir sistematikse cabasıdır.
Geleceğe de mesajlar bırakır Sinan.İstanbul’daki Süleymaniye Camii’nde uzmanlar bir kemerde hasar tespit ederler.Kemerin tadilat girişimleri sırasında,eserin sahibinden kullanıcı klavuzu(!) bulurlar ve şöyle der Sinan: `Bu notu bulduğunuza göre kemerlerden birinin kilit taşı aşındı ve nasıl değiştirileceğini bilmiyorsunuz. Her kim bu taşı eskidiğinde değiştirmek isterse eski taşın yerine takılacak yeni kilit taşının iki tarafından yağlı iple taşı bir taraftan sokup öteki taraftan çeksin ve sonra ipin dışarıda kalan kısımlarını kessin.`
Ve belki de Sinan ın en büyük eseri aşkını dile getirmeden asırlarca yaşatmasıdır. Rivayet odur ki Sinan, Kanuni nin kızı Mihrimah Sultana aşıktır. Ve onun adına-biri edirnekapıya diğeri üsküdar sahiline olmak üzere- 2 adet külliye inşa eder. Bu iki yapı öylesine muazzam bir şekilde inşa edilmiştir ki; ikisinin tam ortasında durup baktığınızda şafak vakti Mihrimah sultan camiinin minareleri arasından güneş doğarken , diğer tarafta Edirnekapı camiinin kubbesinin üstünden ay batar. Aynı şekilde gün bitiminde kubbenin üstünden güneş batarken , diğer camiinin minareleri arasından ay doğar. Yani yapılar gün içinde 2 kez olmak üzere ayı ve güneşi dile getirirler birlikte. Bunun aşkla ne ilgisi var diyebilirsiniz. Mihrimah ; ay ve güneş demektir. İşte Sinan, sevgilisinin adını asırlarca dile getirmeden bu şekilde yaşatmıştır...
Geleceğe de mesajlar bırakır Sinan.İstanbul’daki Süleymaniye Camii’nde uzmanlar bir kemerde hasar tespit ederler.Kemerin tadilat girişimleri sırasında,eserin sahibinden kullanıcı klavuzu(!) bulurlar ve şöyle der Sinan: `Bu notu bulduğunuza göre kemerlerden birinin kilit taşı aşındı ve nasıl değiştirileceğini bilmiyorsunuz. Her kim bu taşı eskidiğinde değiştirmek isterse eski taşın yerine takılacak yeni kilit taşının iki tarafından yağlı iple taşı bir taraftan sokup öteki taraftan çeksin ve sonra ipin dışarıda kalan kısımlarını kessin.`
Ve belki de Sinan ın en büyük eseri aşkını dile getirmeden asırlarca yaşatmasıdır. Rivayet odur ki Sinan, Kanuni nin kızı Mihrimah Sultana aşıktır. Ve onun adına-biri edirnekapıya diğeri üsküdar sahiline olmak üzere- 2 adet külliye inşa eder. Bu iki yapı öylesine muazzam bir şekilde inşa edilmiştir ki; ikisinin tam ortasında durup baktığınızda şafak vakti Mihrimah sultan camiinin minareleri arasından güneş doğarken , diğer tarafta Edirnekapı camiinin kubbesinin üstünden ay batar. Aynı şekilde gün bitiminde kubbenin üstünden güneş batarken , diğer camiinin minareleri arasından ay doğar. Yani yapılar gün içinde 2 kez olmak üzere ayı ve güneşi dile getirirler birlikte. Bunun aşkla ne ilgisi var diyebilirsiniz. Mihrimah ; ay ve güneş demektir. İşte Sinan, sevgilisinin adını asırlarca dile getirmeden bu şekilde yaşatmıştır...
26 Ekim 2009 Pazartesi
25 Ekim 2009 Pazar
How?

Futbol asla sadece futbol değildir ve 90 dk içinde oynanmaz. Bunun en somut kanıtıdır bu akşam. Bir takımın psikolojisi nasıl bozulur , bu gergin ortamda nasıl istenilen kıvama getirilir gösterdi fenerbahçe. Hala fair play için gidilsin hala sahada top oynanacak diye beklesin bizimkiler. 15 maçta 45 gol atan takımın ruh haline öyle bir işlersin ki 90 dk da 2 top çeviremez. Fiziksel olarak istediğin kadar hazırlan yetmiyor işte... Pazubandı takmakla da kaptan olunmaz ayhan efendi, sıktın artık bırak...
Tik...tak...
Şu saatlere biri dur demeli artık bence.Hani yaz uygulamasında kalıp,bir daha ileri geri oynamıycaktık.Al işte yine denge bozuldu.Akşam 17.30’da hava mı kararırmış! Hani bunun gezmesi, günbatımında oturup sahilde çay içmesi! Tamam yazın tasarruf yapıyoruz ne güzel ,ama bulunduğumuz koordinatlara göre,saatleri geri almak kışın pek akıl karı değil.Yaz uygulamasında kalınıp,bittabi kara devam edilebilir.Tabi uluslararası ticarette sorun yaşanır mı yaşanabilir.Götürüsü ne kadardır uzmanına hesaplatmak lazım gelir.Fakat saatlerinle oynamayan birçok ülkenin varlığını gözardı etmemek lazım. Çoğu şeyde yaptığımız gibi ,yine ülke koşullarına dikkat etmeyip,bu hadiseyi de alıp taklit ediyormuşuz gibi geliyor ya neyse...
Kötü reklam #2

Evet kötü reklamlar serimize devam ediyoruz-ne serisi be daha ikinci-. Beni deli eden başka bir reklam; Sütaş ayran. Hedef kitlesi olarak kimleri görüyorlar bilmiyorum ama çok yanlış yoldalar. Sorarım sizlere akşam olunca babasından "hanım bi ayran koy da içelim" cümlesini duyan var mı? Ya da "olm akşam ayranları kapıp geliyorum maçı seyrederiz" cümlesini kurmuş olan? Yahu ayran ne zaman içilir: gidersin kebapçıya , söylersin lahmacun pide kebap her ne canın çekerse-çekti yalnız-. Yanına da ayran söylersin. Sütaş taki ayranı her daim içilen bir içki gibi gösterme gayretini ben anlamıyorum bu yüzden. Yok efendim içiyorlar canlanıyorlar, yok efendim tribünler hep birden çalkalıyor. Bırakın kardeşim bırakın ya. Bir de maskot olarak inek koymuyorlar mı ? Sanki ayran direk inekten sağılıyor...
19 Ekim 2009 Pazartesi
Yerebatan'dan göğe yükselişler
Güzellik arzu edilesi birşey midir hep? Afrodit'e sorsak ya da yoldan geçen Ayşe teyzemize, evet yanıtını alırdık.Tabi şehirde gezdirmeye korkmaktansa, Lamborghini'nizin olmamasını tercih etmeniz gibi,Ayşe teyzemiz de yerine göre çirkinliğine duacı olabilir.Medusa'yı da bu katagoriye alabiliriz sanırım.Mitolojiye göre (insanoğlunun,"bakınız tanrılar yapıyor biz niye yapmayalım"a çevirdiği dallas dizisine göre yani ), çok güzel olan Medusa,Athena tarafından -eşi Poseidon, Medusa'ya aşık oldu diye- çok kötü hale çevrilmiş.Bu talihsizliğin bir simgesi de Yerebatan Sarnıcı'nda sergilenir.Medusa başlıkları biri ters biri yan yatık şekilde sütunların altında yer almaktadır.Yine bir rivayete göre, şehre Arap ordularının baskın yapacağı haberini alınır ve yapımı süren bu sarnıcı hızla bitirmek için varolan bu başlıklar kullanılır.Bense çok küçükken onların yukarıda biryerlerde olduğunu hayal eder,bir deprem sonrası yıkılıp,üstüne sütunla destek çıkıldığını zannederdim =} Velhasıl, Athena'nın çirkinleştirdiğini sandığı Medusa,Yerebatan'a ayrı bir güzellik katar.Suya hüznü akseder,kendiyle birlikte.Ve uğruna nice savaşların yapıldığı bu kent -kimi zaman Athenalaşsak da bu şehre- bir Medusa gibi sunuyor güzelliklerini önümüze birbir :
Yerebatan Sarnıcı'nda, bu ay içinde gerçekleşecek olan etkinliklerden bihaber olun istemedim.
---21 Ekim-19:00--Kanun Resitali
---25 Ekim-19:00--Su gibi Aziz
---28 Ekim-19:00--Ãyan MusikiTopluluğu Sırr-i Yunus Konseri
---31 Ekim-19:00--Yerebatan Şiir Akşamı "Yannis Ritros"
Yerebatan Sarnıcı'nda, bu ay içinde gerçekleşecek olan etkinliklerden bihaber olun istemedim.
---21 Ekim-19:00--Kanun Resitali
---25 Ekim-19:00--Su gibi Aziz
---28 Ekim-19:00--Ãyan MusikiTopluluğu Sırr-i Yunus Konseri
---31 Ekim-19:00--Yerebatan Şiir Akşamı "Yannis Ritros"
Sıkı bağla da düşmeyelim yiğenim...
Aslında bu konuya daha önce değinmiştim burada. Ama yine ele almak istiyorum bu kez farklı bir açıdan. Mevzumuz toplu taşıma araçlarındaki yer verme olayı. Şahsi görüşümü belirttim. Ben her zaman yer vermekten yanayım. Ama şöyle bir durum varki artık yer vermeden önce tartıyorum karşıdakini. Misal bugün metrobüsün en arkasında oturuyorum.3 kişiyiz yanyana. Bir teyze bindi- ama ne teyze!- Enlemesine benim iki katım tarif etmek gerekirse. Bir teyzeye bir de oturduğum yere baktım. Sağımdaki ve solumdaki elemanların zarar görmeden teyzenin oturması mümkün değil. Hal böyle olunca hiç yeltenmedim. Bir ara yanımdaki çocuğa diyecektim teyzeye yer verelim diye. Ama şimdi ters cevap verir ben buna dalarım metrobüs filan karışır diye bu fikirden de vazgeçtim. Zaten 2 kişi kaldırıp tek kişi oturtmak insanların teyzeye gülmesine sebep olabilirdi. Ama şahsen orada teyzeye neden yer vermediğimi açıklamak isterdim. Ki yer vermedi deyyus diye içinden kötü düşünmesin...
Misal bazen de erkeklerin arasında otururken hanım gelince yer vermiyorum. Hırlısı var hırsızı var sapığı var tacizcisi var. Rahatsız ederler sonra ben pişman olurum diye vermiyorum yer. Varsın ayakta gitsin rahat rahat.
Kimi zaman da düşünüp taşınıp buna yer verilir dediğim kimse oturmak istemiyor. Yeri kabul etmiyor, ters gidemem ben diyor, şimdi incem diyor. Üstelemeden oturuyorum yerime ama kızıyorum çok. Otur işte ısıttık senin için demek istiyorum. Uyu ineceğin yerde uyandırırım demek istiyorum. Bu kişiler insanlara yer verme hevesimi kırıyor soğutuyorlar beni toplu taşımalardan.
Buraya kadar yazdık artık bağlamak istiyorum ; bu tür yerlerde yaşlıları gözetelim yerimizi verelim sıramızı verelim. Onlar da bizden bir hayır dualarını çok görmesinler ulen!
16 Ekim 2009 Cuma
Sevgilim bir günün...
Sevgilim, bir günün ortası şimdi
Taşıtlar hızla gelip geçiyor, her yer kalabalık,
Ben seni düşünüyorum bir bodrum kahvesinde
Uzat bana uzat ellerini
İzinli askerler görüyorum, kırıtarak yürüyen işçi kızlar
İstanbul her günkü yaşantısı içinde, uğultulu,
Güvercinler güneşten bir sessizliği biriktiriyor
Ben seni düşünüyorum seni
Hani tıpkı o ilk günlerdeki gibi
Kalbim diyorum kalbim
Daha dün tezgâhtan çıkmış bir su sayacı gibi
Aşkı anılar besliyor düşler kadar
Bu yüzden diyorum ki aşk eskidikçe aşktır
Sevgi eskidikçe sevgi.
Günümüz ekmeğimiz, türkümüz
Çoluğumuz çocuğumuz
Binalar yan yana yükselip gidiyor
Vapurların ağzı köpük içinde
Uzaklarda ne kapılar açılıyor
Tirenin biri bir istasyona varıyor
Ordan çıkıyor biri.
Her şey biliyor her şey
Sen biliyor musun bakalım
Seni nice sevdiğimi?
Üstüne titrrediğimi?
Geldiğimi?
Gittiğimi
Hadi!
-Cemal Süreya
13 Ekim 2009 Salı
Mısır gevreği

Sabahın köründe kalkıp okula gitme mecburiyetinin sonucu güne başlarken edilemeyen kahvaltıdır benim için. Uykudan çok o koyar. Gerekirse gider akşam erken yatarım ama akşam vakti kahvaltı edemem. Akşam yemeği olur o çünkü. Sonuç itibari ile aç bilaç okula gitmek bana koyuyordu. Bir kaç sabah ekmek arası peynir domates filan denedim ama hem yemesi uzun sürüyordu hem de hazırlaması. En son çare mısır gevreği diyerek gittim marketten aldım bir kutu corn flakes =)
Adamlar yapmış. Bir kaseye koyuyorsun üstüne de boca ediyorsun sütü hazır. 2 kaşıkta da bitirebiliyorsun. Her şey var içinde. 8 çeşit vitamin, kalsiyumlar, böyle bişiler... Ama gel gör tuzu yok tuzu. Bildiğin tuzsuz bir şey. Tuz mu eksem azcık üstüne diye düşündüm -yuh kıro!-. Peynir filan yesem belki dengeler tadını. Neyse şimdilik böyle idare edeceğiz gibi gözüküyor. Ayrıca tok tutar filan sandım ama alakası yok. 1 saate acıkıyorsun yine. Olmadı yarın sabah 2 kase yeriz ne olacak-çırçır ol da gör-...
11 Ekim 2009 Pazar
Nice senelere

Öylesine bir blog denemesi olarak başladığımız Faydanoz umuz dün itibari ile - evet kaçırdık dün çok işimiz vardı aklımızdan uçmuş , yeter vurmayın- 1. yaşını doldurmuş bulunmakta. Geçen sene ilk postumuz ile bir heyecan başladık. Yeri geldi susmadık yeri geldi bir ay yattık-lafa bak sanki para alıyoruz bu işten, alsak mı ki lan-. Başlangıçta bugünleri göreceğimiz aklımıza bile gelmezdi ama çok şükür kavuştuk. Sık güncellenmeyen blogların aksine bir senede 9.000 e yakın hit aldık. Hiç reklamsız sadece sağda solda gördüğümüz arkadaşlara söylediğimizi düşünürsek bu bizim için büyük bir rakam. Her neyse sadede geliyorum. 10.000. girişli takipçimizi ödüllendirelim dedik kuzu ile. Henüz hediye konusunda karar vermiş değiliz ama insanın gönlünü hoş tutacak bir şey olsun diyoruz. Sayaç da 10.000 yazısını screen alıp gönderen arkadaşımız bu hediyenin sahibi olacak-bi yardım edin memedalii beeeğğy-.Herkesi hasretle kucaklarım-yok yok hediye bu değil-...
07 Ekim 2009 Çarşamba
İzlenesi filmler
...bir anons,akabinde fener ışığının müsaade ettiği yere,2 saat sonra kaldırılmak suretiyle münasip olan uzuv yerleştirilir.Evet sinemadayız.Hoş bir keyiftir bunu arada bir yapmak.Velhasıl filmimiz aksiyon filmi felan değilse şayet,en keyif aldığım izleme türü evde olanıdır.Hadi gideyim film izleyeyim şeklinde size o an sunulan bir filmi izlemez,senin huyunu suyunu,beğeni tarzını bilen bir arkadaşın önerdiği filmi izlemiş olursun genellikle.Bi yan etkisi vardır ki,-umarım her bünyeye tezahür etmez benimki gibi- filmin yeraldığı cd/dvd,evde masanızın rafında,çekmecesinde,efendim bilgisayar belleğinin bir köşesinde durdukça durmaya pek bir elverişli olur.Bu gibi vakalarda filmi öneren arkadaşınızdan istenilen aralıkta ,elinizde izlenilesi bir film olduğunu hatırlatmaya kurdurmanız pek bi verimli yöntemdir,tavsiye edilir.
Bu işlemden geçmiş ve bünyede beğeni oluşturmuş bikaç filmi sizle de paylaşmadan önce,
istanbullularımız için "filmekimi(17-25 ekim bakınız )"bilet satışlarının başladığını hatırlatmak isterim.
The Prestige Memento
Illusionist V for Vendetta
Amelie Jeux d'enfants
Pleasantville Amores perros
Patch adams Requiem for a dream
A beautiful mind Vozvrashcheniye(The Return)
Donnie darko Braveheart
Leon The Lord of the Rings
Bu işlemden geçmiş ve bünyede beğeni oluşturmuş bikaç filmi sizle de paylaşmadan önce,
istanbullularımız için "filmekimi(17-25 ekim bakınız )"
Illusionist V for Vendetta
Amelie Jeux d'enfants
Pleasantville Amores perros
Patch adams Requiem for a dream
A beautiful mind Vozvrashcheniye(The Return)
Donnie darko Braveheart
Leon The Lord of the Rings
04 Ekim 2009 Pazar
Bu ne perhiz...

Yüzde 65-70 lik topla oynama, kullanılan 10 tane korner, yenilen 3 gol. Bu nasıl iş bir kişi çıksın da anlatsın bana... Üstelik Galatasaray ın ikinci yarı kaleyi bulan şutu yok. Sistemden taviz vermeme adına 90 dakika tahammül edilen ve yenilginin bana göre en büyük sorumlusu bir futbolcu : Ayhan. Hala takımın her şeyiymiş gibi, bütün olay onda bitiyormuş gibi oynuyor. Devri çoktan kapandı.
Sistemi eğer doğru çarklarla kurarsanız tıkır tıkır işler. Ondan sonra da kim ne derse desin aldırmazsınız. Galatasaray ın iki tane ön liberosu da set oyunu oynamayı , topu ayağında tutup doğru yere pas vermeyi bilmiyor. Keita ya özendiklerinden midir nedir ikisi de topu aldığında kanatmışcasına yardıra yardıra rakip oyuncuların üstüne gidiyor. Sonrasında yenilen kontra ataklar. Bir bakıyoruz Servet karşı kalede Arda misali çalımlar atmaya çalışıyor. Seni ileri gönderiyorlar sadece hava topları için. Yaptığın şeye bak...
Rijkaard tamam taviz vermesin sistemden. Zaten ilk yarı biraz şans yardım etseydi farka gidebilirdi Galatasaray. Ama artık oyuncu tercihlerini doğru kullansın. Kewell ı , Elano değil de Ayhan ın yerine sokup Elano yu da Ayhan ın pozisyonunda oynatsa , hem sistem aynı kalacak hem de maçın çevrilme şansı artacaktı. Sonuç olarak iki haftada kaybedilen 5 puan , son üç maçta atılabilen 2 gol. Her şeyin telafisi mümkün...
27 Eylül 2009 Pazar
Ben de özledim ben de

Pazartesi kuzuyla açılıyor okulumuz. Yaz tatilinin - her ne kadar pek de tatil olmasa da- bir çırpıda geçip gitmesi sevindiriyor beni. Evet yanlış okumadınız sevindiriyor. "Manyak işte" diyen tespit insanları okumasınlar yazının devamını. -Bak bak nası da gidio eli çarpıya rezil!-. Bilmiyorum yazı nasıl değerlendirdiniz ama benimkisi sürekli bir ne yapacağını bilememe rezaleti ile geçti. Çünkü şöyle bir düşünüyorum; İş yok güç yok-hadi buna şükür edelim bu noktada. staj gösterdi ki sabah 9 akşam 6 olayı hiç bize göre değil-. Sabah uyanmak için bir sebep yok. Tatil işte deniz kum güneş diyebilirsiniz. Yahu çocuk muyuz cabala cubala yüzelim, manken miyiz sabah akşam güneşlenelim. Bir çekiciliği yok açıkçası. Eee elde avuçta da yok zaten gidelim güzel yerler görelim. Sonuçta elde kalan ne yapacağı konusunda fikir sahibi olmayan bunu yerine eline çuvalla vakit verilmiş bir garip. Öyle olunca bir şeye sardıramıyorsunuz bir türlü. Düzen olmuyor her şeyden önce. Her gün bir film izliyeyim diyorsunuz. İlk bi kaç film hadi güzel. Ama sonrası o kaliteyi yakalayamazsa ahanda bu aktivite de s.çtı. Düzensiz hayata geri dönüş. Bi sabah 10 da kalkıyorsun bi sabah 12 bi sabah kalkmıyorsun çünkü hiç yatmamışsın -u know what i mean ;)-. Ben bezmiştim bu düzensizlik karmaşasından.
Eee düzen geldi de dersleri de beraberinde getirdi. Rayına oturmuş bir hayatın verdiği hazzı bir çırpıda sildi değil mi dersler. Ne yazıkki çaresi yok. Tek söyleyebileceğim gülü seven dikenine katlanır. Düzeni sevelim ama monotonluğa çevirmeden...
25 Ağustos 2009 Salı
Kötü reklam

Reklamın iyisi kötüsü olmaz diye bir laf var. Kesinlikle katılmıyorum. Güzel reklam her zaman için ürünün popülaritesini arttırır. Zekice düşünülmüş bir reklam her zaman her yerde konuşulur. Ama ne yazıkki pazarlama konusunda iyi çalışılmamış reklamlar da çok. Misal Demet Akbağ ın oynadığı çorba reklamı. Bir çorba reklamında neden Demet hanım oynatılır ki? Aşçı mı kendisi? Ya da oynadığı karakter çorbayla özdeşleşmiş biri mi? Bu kıyafetler çekilince üstüne, daha bir çorbacı mı duruyor? Sebebini anlayabilmiş değilim. Öğrenci evinde yaşadığımdan hazır çorba sıklıkla tüketilen bir şey evde. Ama ne yalan söyleyeyim bu reklam benim bu ürünü almam için sebep değil. Zaten hedef kitle sen değilsin diyebilirsiniz de yani ev kadını tipi mi var şimdi bu reklamdaki karakterde? Hangi kadın yemek yapmadan saçlarını kuaförde yaptırır bir de yetmezmiş gibi o iğrenç şeyi kafasına geçirir. Yapmayın...
21 Ağustos 2009 Cuma
Bitmese de kalsak daha

----Bu bir maç yazısı değildir----
Akşam maç bittiğinde herkesin aklında aynı düşünce vardı; yahu oynayın biraz daha, beş dakka on dakka farketmez. Farkı neyse ödeyelim. Çünkü yetmemişti kimseye 90 dakika. Tamam rakip , "rakip" değildi ama yine de taraftar olarak biz istediğimizi almıştık. Ki Arda,Elano,Kewell,Keita dörtlüsünün ataklarını izlemek başka hangi takım taraftarına nasip olur ki?
Gollerden sonra klasikleşen gol marşı yerine , Keita da "Abdulkadir", Kewell da "Dady cool" şarkılarının çalınması da taraftarın neşesine neşe kattı. Sayın rejimiz(bunu da kullandım) diğer topçularımıza da böyle marşlar bulabilirse , Sami Yen bu sene her maç full çeker.
Son olarak dün akşamdan beri ağzımdan düşmeyen cümleyi söylemek istiyorum: Bu Keita insan değil...
18 Ağustos 2009 Salı
Kıssadan Hisse

Patates postunu yazarken aklıma geldi ;
Zamanında ormanın birinde yaşayan bir ayını tarlası varmış. Ama hiç kullanmazmış kimseye de kullandırtmazmış. Kullanmak isteyenlerden yetiştirdikleri ürünün yarısını almak istermiş. Tavşan bir gün yeni bir teklifle gelmiş ayıya. Demiş ki tarlaya ektiğim ürünün altı senin olsun üstü benim. Bu da yarısına tekabül eder ne dersin demiş. Ayı kabul etmiş. Tavşan o sene buğday ekmiş tarlaya. Hasat zamanı bütün başakları toplamış ayıya sapları bırakmış. Ayı bozulmuş bu işe.
Ertesi sene tavşan tekrar gelmiş tarla için. Ayı demiş bu sefer üstünü ben alacağım altı senin olsun. Tavşan eyvallah demiş. Bu sefer de patates ekmiş tavşan tarlaya. Hasat zamanı ayıya gidip şu saplarını topla da patateslerimi çıkarayım demiş. Ayı daha da sinirlenmiş bu işe.
Ertesi yıl tavşan tekrar çıkagelmiş. Ayı iki senenin tecrübesiyle demiş ki ; bu sefer altını da üstünü de ben alacağım. Tavşan bu teklifi de kabul etmiş. O sene de tarlaya mısır ekmiş. Hasat zamanı toplamış bütün mısırları. Ne kadar sap püskül varsa bırakmış allaaan ayısına...
Tavşan gibi doğru hamleler yaptıktan sonra her zaman kazançlı çıkmak mümkün olur bu hayatta... Kötü örnek alınmaz :
Yine mi patates

Replik en unutmadığım Yeşilçam sahnelerinden birisidir. Şaban tencerenin kapağını açar patatesi görür ve "yine mi patates" der. Gariban yemeği olarak nitelendirilmesi bence o zamana rastlar.
En kolay bulunan, binbir çeşit yemeği yapılan bir sebze patates. Hele ki öğrenci evlerinin vazgeçilmezidir. Misafire kahvaltı da patatesli yumurta yapılır. Akşam yemek hazırlamak zor gelince patates-ekmek yapılır. Sosisle beraber mükemmel ikililerden birini oluşturur -patso-. Çok da faydalıdır ayrıca. Şişlikleri indirir. Fazla tuzu çeker.
İlkokuldaki resim derslerinin en keyifli aparatıdır ayrıca. Fırçadan boya kaleminden kolaydır kullanması. Zaten babalar keser evde siz de getirip basarsınız.
Ekimi de kolaydır. Gömersiniz çıkar hiç bişeye gerek duymaz. Hatırlıyorum bir dönem patates patlaması yaşanmıştı ülkemizde. Dondurmasını bile yapmışlardır. Her köşe de bir kumpirci peyda oluvermişti. Yemek programlarında her gün patatesin ayrı bir şeklini yapıyorlardı. Sonuç olarak çok büyük bir nimet patates. Sakın ha hor görmeyin amaan patates işte diye.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)








