
"Futbol, 7 dönümlük arazide oynanan bir oyun sonuçta. Her tarafına koşmanız mümkün değil..."
oooo bekoo oo oo oo
Derdimi biliyorum ben 
Polat gibi evlat doğuran ananın , oğluna bulduğu gelinde ancak böyle bir şey olabilirdi zaten. Görücü usulüyle tanışan en mükemmel çift yahu daha ne olsun... Gerçi Polat kimleri eskitmedi ki şimdiye kadar vadide; Özgü Namal, Nefise Karatay... Hatice Şendil son olur umarım. 4 4 lük bir dizi oldu artık benim için, tadından yenmez...
Kağıt üzerinde Süper ligin en iyi hücum hattına sahip takımı olan Galatasaray, son 4 maçta 2 gol atabildi sadece. Bu maçlarda 8 puan kaybetti. Sonuç itibariyle işler pek yolunda gitmiyor şu an için. Gazeteler adına günah keçisi belli; çoktan yolladılar Skibbe yi. Ülkenin en pahalı takımı olunca ilk hedef haliyle teknik adam oluyor. Ancak olay pek göründüğü gibi değil. Çünkü önceki haftalarda önüne gelene 4 sallayan kadro bu kadro. Rotasyon yok, cezalı yok, sakatlık yok. Taraftar desteği bile eskisinden daha fazla. Tüm bunlara rağmen istenilen sonuç alınamıyorsa demekki futbolcularda var bir noksan. Suçu hemen çobana atmak en kolayı. Futbolcular oynamıyorsa adam ne yapsın...
Az çok hepimizin futbol izlemişliği vardır. Bunu biraz daha ileriye götürenler sevdiği takımı desteklemeye stadlara giderler. Burada amaç; hem hoş vakit geçirmek, hem tuttuğu takıma "yanınızdayız" mesajı vermek , hem de haftaiçinde üzerimizde biriken gerginliği bir nebze olsun atabilmektir. Evet biraz da stres atmaktır maça gitmek bir insan için bana göre. Bağırıp çağırmak, zıplayıp tepinmek stadlarda bir insan için en güzel stres atma yollarından birisidir. Ama gelin görün ki stadlara aynı şekilde stres atmak için gelen başka kimseler de var. Bunlar ne para verir bilet almak için, ne formasını atkısını kuşanır ne de omuz omuza tribünde marş söylerler. Ancak yine de bir şekilde stres atmaktır onlar için maça gelmek. Kimdir bu insanlar; devletimizin kolluk kuvveti polislerdir.
9 maçtan 5 inin "0-0" bittiği , deplasman takımları arasından sadece Bursaspor un gol atabildiği -hem de 3 tane- ama ona rağmen yenildiği , toplam da 12 golün olduğu , hem gol hem de futbol açısından berbat bir haftaydı 12. hafta. Milli takım olarak hafta içinde ne kadar göz doldursak da haftasonu kimse tatmin olmadı. Umarız haftaiçi tekrardan memnun edici oyunlar görürüz-sanki çok izledik şimdiye kadar-...
Çok film izleyen ama bunların sadece çok azını beğenen biri olduğumdan ötürü pek fazla film tavsiye etmem. Ama bu filmi izlemezseniz olmaz. Gidip "The Godfather" -ki Godfather II, bir numaramdır- ya da "Babam ve Oğlum" u önerecek değilim tabii ki onlar herkesin bildiği filmler.
Bir de başroldeki adamı Türker İnanoğlu na çok benzettim. Benziyor ama...





Yavru vatanımızda da futbol oynanıyor düşük bir seviyede de olsa. Ancak FIFA ve UEFA tarafından tanınmadığı için hiç bir uluslararası organizasyonda boy gösteremiyorlar . Buna rağmen futbol tabiki yasak değil. 1955 ten beri bir ligleri var. KKTC Futbol Ligi ülkenin en üst düzey ligi. 14 takım mevcut. Bunlar ; Magusa Türk Gücü,Yeni Boğazici ,Cihangir, Türkmenköy, Binatli, Alsancak Yeşilova, Çetinkaya,Bostancı Bağcıl,Tatlısu,Gönyeli ,Türk Ocağı,Ozanköy,Küçük Kaymaklı, Lapta. Bu takımlardan Çetinkaya'nın 12 şampiyonluğu var.*-Deniz beye teşekkürler-





Öncelikle bu sonuç eminim herkese sürpriz olmuştur. Çünkü internette yer alan hemen hemen bütün anketlerin sonucu ibreyi Galatasaray dan yana tutuyordu. Sonuç olarak beklenen netice bu değildi ki bunu Kadıköy deki atmosferin sönüklüğünden de anlayabilirdiniz...
Didn't Leave Nobody But The Baby

Her şey geçen sene derste olan bir olayla başladı. Galatasaray'ın yaldır yaldır top oynayıp liderliğe soyunduğu günlerdi. Genelde derslere formayla gidiyordum. Formasız gittiğim bir gün hoca, daha doğrusu asistan diyelim biz kendisine , sınıfta "En Galatasaray lı kim?" diye bir soru sordu. Soru ne kadar saçma olsa da o an ki gazla ben kaldırdım elimi. Asistan da sanki benden bunu bekler gibi beni işaret etti ve " çöz bakalım şu soruyu" diyerek kazık denebilecek bir soruyla beni baş başa bıraktı. Zor da olsa çözdüm ancak bu işin o anda biteceğini tahmin etmiştim. Akabinde geçen günlerde, ben bir talihsizlikten ötürü dersin ilk vizesini kaçırdım ve bu sebepten telafi sınavına girmem gerekti. Alakasız bir zaman da alakasız bir derslikteki vizeye "Aslan Gibi" tişörtüm ile gittim. Salon görevlisi herkesi yerine oturttu ,derken bizim asistan geldi ve zaten kopya çekmek gibi bir amacım olmadığı halde ,ki sınıfta kimseyi tanımıyorum ve bana en yakın kişi 1.5 metre önümde, beni yerimden kaldırarak en öne gönderdi. Tamam kopya çekmeyecektim ama bu hareketten dolayı kendimi deplasmanda hissettim ve bu da moral olarak benim sınavımı etkiledi. Tatmin etmeyen bir not aldım o vizeden. Bir kaç hafta sonrasında 2. vize vakti geldi ki aynı gün Ali Sami Yen de , Oftaşspor ile şampiyonluk maçımız var. Plan belli; formayla vizeye girilir sonrasında çıkar çıkmaz ilk durak ASY. Bu sefer salonda herkes tanıdıktır ve olası bir kopyalaşma düşünülerek oturulur. Sınav başlangıcına yakın belalı asistan tekrar gelir ve benimle birlikte sınıfta bulunan başka bir formalı arkadaşı alarak en öne gönderir. Deyim yerindeyse bizi soyutlar sınıftan. Haliyle yine beklenilen düzeyde geçmeyen bir vize ve kötü sonuçların devamı. Ama şampiyonluk tatlı gelmiştir herşeyin üstüne. Daha bunun finali var denerek pek umursanmaz 2. vize sonucu da. Gel zaman git zaman final günü gelir çatar. Bu sefer ne olur ne olmaz diyerek sınava normal bir kıyafet seçilerek gidilir. Güzel de bir yer ayarlanır her türlü yardımlaşmaya açık. Derken asistan tekrar sınav öncesi çıkagelir. Koskoca anfide , belki en az 100 kişi var, 3 kişiyi diğer sınıfa gönderir. Bunlardan birisi de tabiki bendeniz. Diğer sınıfta tanımadık yüzler , bilinmedik sıralar ve tabi çözülemeyen sorular... Bir güzel kalınır bu dersten. Üstelik geçme notunu 0.3 puanla kaçırarak -ps: D(1.0) kalır, D+(1.3) geçer-. Ama şampiyonluk gelmiştir ve göz hiç bir şeyi görmez. Ancak kafada soru işaretleri çıkar. Bu asistan bu okuldayken o dersten nasıl geçilir ki? Her şeyden önce bu nasıl ezeli rekabet? Bildiğin haksız rekabettir bu. Sonra bu düşmanlık neden diye soruluyor. Neden sevmiyorsunuz birbirinizi... Hayır canım hepsinden nefret ettiğimiz yok tabiki. Ama bazıları can sıkıyor. Tabi nefretini başka şekillerde gösterenlerde yok değil...

Çocuk derse yarım saat geç kalınca öğretmen kulağıdan tutup niye geç kaldığını sormuş: